Kayıtlar

Öne Çıkan Yayınlar

Anne-Babanın Küçülmesi

Resim
İnsan sanır ki hayat hep aynı hızda akıp gidecek. Anne babalar hep sığınılacak dağlar olarak kalacak, biz de hep onların gölgesinde serinleyen çocuklar olacağız. Sanki hiç yenilmeyecek, hiç sırtın yere gelmeyecek gibidir. Çocukken babanın elini tuttuğunda hissettiğin koruma kalkanı, annenin kokusunu çektiğinde içine dolan sınırsız emniyet hissi hiç bitmeyecekmiş gelir. Şehirler büyür, mevsimler döner, artık koca koca insanlar oluruz ama hala evde bir yerlerde bize hiçbir şeyin zarar veremeyeceği korunaklı bir liman hep öylece duracak zannederiz. Sonra bir gün, hiç beklemediğin sıradan bir günün akşamında bir detaya gözün takılır. Güzel bir pazar sofrası kurulmuş ve mutfaktan salona giden birkaç metrelik koridorda annenin mekik dokuyuşunu izlersin. Sonra mutfaktan bir ses gelir. Gidip bakarsın bu defa. Yıllarca koca tencereleri tek elle kaldıran, seni ve bütün evi sırtında taşıyan kadın, artık küçük bir tepsiyi bile zor kaldırıyor ve elleri titriyordur. Bacaklarında da eski gücü yoktur ...

Zihni Doldurmak mı, Dengelemek mi?

Resim
Gençlik zamanımın kişisel gelişim kitaplarının büyük çoğunluğu, hayatı ve zihni tıka basa doldurmanın verimlilik ve başarı getirdiğini anlatıyordu. Takvimler dolup taştıkça, ekranlar bildirimlerle sarsıldıkça ve yapılacaklar listeleri uzadıkça insan beyninin daha üretken çalıştığını zannederdik bu yüzden. Hayatı da tamamlanması gereken bir yapılacaklar listesi gibi görüyorduk. Ancak günümüzde nörobilim araştırmalarının genişlemesiyle gerçekte tam tersi bir durum olduğunu görüyoruz. Mükemmellik ekleyerek değil, fazlalıkları eleyip doğru oranı yakalayarak elde ediliyor. Günümüz insanının zihinsel olarak dinç kalmasını ve performansını belirleyen üç temel kavramı var: Bilişsel Atrofi, Bilişsel Esneklik ve Altın Oran . Aşırı bilgi yüklemesi, kronik stres ve durmadan maruz kaldığımız uyarıdan kaynaklı zihinsel gürültü, beynimizi yorar. Ve bu durum da bilişsel atrofiye neden olur. Yani en yalın haliyle nöron kaybı ve beyin dokusunun hacimsel olarak azalması demek. Zihnimizi sürekli dolu tutm...

Kanatların Altındaki Akıl

Resim
Öğlenin kavurucu sıcağında hava almak için dışarı çıktım. Kentin ana meydanına gittim ve limonlu gazozumu alıp gölge bir yere oturdum. (Evet, en sevdiğim içeceğin gazoz olduğu doğrudur) Çoğu meydanda olduğu gibi kuş yemi atan küçük çocuklara ve yemlere üşüşen kuşlara denk geldim. Bir köşede kanatlarını tamamen açmış ve yere serilmiş güvercinler dikkatimi çekti. Yıllardır meydanlarda kuşları seyrederim ama daha önce hiç böyle bir manzara görmemiştim. Kısa ama derinleşen bir araştırmadan sonra nedeninin "sunbathing" yani güneşlenme davranışı olduğunu öğrendim. Kuşlar bu hareketleriyle tüylerinin arasında karanlık ve nemli ortamda yaşamaya çalışan parazitlerden kurtuluyorlarmış. Kanatlarını tamamen açıp güneş ışığına maruz bırakarak bit ve parazitleri rahatsız ediyorlar. Rahatsız olup yukarı çıkan bitleri gagalarıyla kolayca temizliyorlar. Parazitler de yüksek ısıdan zaten etkisiz hale geliyor. Güneşlenmenin bir diğer önemli sebebi de bildiğimiz D vitamini sentezi. Güneş ışınlar...

Yalnızlık Bir Kaçış mı, Bir Seçim mi?

Resim
    Yalnızlığı bir seçim, bir farkındalık bedeli ya da üstün zekanın doğal bir sonucu olarak tanımlamak, insana konforlu bir sığınak sunar. Çünkü insan zihni, dışlanmışlık veya uyumsuzluk hissinin getirdiği sızıyı ancak ona soylu bir gerekçe katarak hafifletebilir. İşte o an yalnızlık, bir eksiğin değil, anlaşılamayacak kadar derin olmanın bir belirtisine dönüştürülür. Zihnin kendini teselli etme biçimi bu hale gelir. İnsan, kalabalıkların içine karışamadığında ya da bağ kurmakta zorlandığı zaman, bunu zihinsel bir yetkinliğe bağlayarak egosunu korumaya çalışır. "Ben sıradan sohbetlerden sıkılıyorum." der. Belki kırılmaktan, belki onaylanmamaktan ya da derin bir ilişki kurmanın getirdiği sorumluluktan korkar. Yalnızlığı zekanın doğal bir çıktısı sayarak kendi kabuğuna çekilmesini meşrulaştırır ve bir düş avuntusuna dönüştürür. Diğer yandan, yüksek soyutlama yeteneği, derin sorgulamalar ve zihinsel tempolardaki uyumsuzluk, insanı kitlelerin ortak merak noktalarından doğal ola...

Zaman Kalmamış Gibi Yaşamak

Resim
Dünya üzerinde yazılmış en büyük hayatta kalma hikayelerini ararken ufuk açıcı bir şey buldum. Bu hikaye ne bir savaş meydanında ne de bir zaferin gölgesinde yaşanıyor. Her bahar milyonlarca kez sessiz sedasız ve tamamen karanlık bir kozanın içinde tekrarlanıyor: Bir tırtılın kelebeğe dönüşme hikayesi. Ama bu dönüşüm, bize okul kitaplarında öğretilen "Uykuya daldı ve uyandı." gibi değil, çok daha direniş dolu ve kelimenin tam anlamıyla sarsıcı bir başkalaşım. Doğa, bize değişimin sancısız olamayacağını en hücresel seviyede ve en güzel şekilde kanıtlıyor. Bir tırtıl daha yumurtasından ilk çıktığında tek bir misyonla dünyaya gelir. Yeşil bir yaprağın üzerinde, doymak bilmez bir iştahla sadece yer, büyür, tüketir ve sınırlarını genişletir. Ama obur gövdesinin derinliklerindeki küçük hücre kümelerinden haberi yoktur. Biyolojide bunlara imajinal hücreler (ya da imajinal diskler) denir. Bu hücreler tırtılın mevcut bedenine ait değildir. İmajinal hücreler tırtılın geleceğinin tasa...

Mutluluğun Kimyası

Resim
Mutluluk, biyolojik olarak beynimizin bize "Doğru yoldasın, bunu yapmaya devam et!" deme şeklidir. Evrimsel bir ödül mekanizmasıdır. Hayatta kalmamızı ve soyumuzu devam ettirmemizi sağlayan eylemleri (yemek yemek, bağ kurmak, güvende olmak) pekiştirmek için evrilmiştir. Olayı kimyasal olarak ele alırsak mutluluk tek bir duygudan ziyade çok büyük bir nörotransmitter orkestrasıdır. Bir amaca ulaştığımızda veya yeni bir şey keşfettiğimizde salgılanan dopamin, saygı gördüğümüzde, doğada olduğumuzda veya kendimizi değerli hissettiğimizde yükselen serotonin, sevgiyi hissettiğimizde, derin bağlar kurduğumuzda ve empati yaptığımızda devreye giren oksitosin ve son olarak canımız acıdığı zamanlar acıyı maskelemek için salgılanan endorfin hormonları belirleyicidir. Beklentilerimiz ile gerçekliğin örtüştüğü, hatta gerçekliğin beklentiyi aştığı anlarda, anlam bulduğumuzda, bir amaca hizmet eden derin bir tatmin hissettiğimizde, zaman algısını yitirecek kadar bir işe, yazıya, sanata veya...

İnsan İkliminde Kalbin İncelik Haresi

Resim
Uzağı aydınlatmak için yanmayı göze alamayan bir ışıktan güneş olur mu? İnsan, yeryüzünün en hoyrat ikliminde, kendi varlığının ağırlığı altında ezilirken hep bir sığınak arar. Çoğu zaman fark etmez bile, dünyanın karşısında kuşandığı kaskatı zırhların kalbini nasıl parça parça ettiğini ve nasıl unufak olduğunu. Savaşır, yorulur ve kaçmak ister her şeyden. Çünkü ne kadar büyük cümleler kurarsa kursun, aslında sadece sevginin yanında her şeyden sıyrılıp ruhun en saklı köşelerinde arınmak ve demlenerek tekrar doğmak ister. Bu kuraklığın tam ortasında öyle bir an gelir ki, bir ses, bir bakış, fersah fersah uzaktan bile insanın içini ısıtan ebedi bir güneşe dönüşür. O güneş, alelade bir günü aydınlatmakla kalmaz, insanın o güne kadar umutsuzca tükettiği ne varsa tek bir saniyede temize çeker. Hangi kanun, hangi mantık, hangi felsefe açıklayabilir bir sesin, benliğin bütün kalelerini anında yerle bir edişini? Neden bu ses duyulduğunda zihnin bütün labirentleri bir anda dümdüz olur ...